
Tuncay'ın bilinmeyen yönleri
Tuncay Şanlı geçmişine döndü, çocukluğunu, futbola ilk başladığı yılları anlattı. Özel yaşantısından en çok merak edilenleri yanıtladı. İşte çok özel Tuncay Şanlı röportajı:
Futbola başlamanız biraz ilginç olmuş galiba?
Evet! Halı saha turnuvasında başladım! Mahallede sokakta oynayan tiplerden birisiydim. Arkadaşlarım bir maç olduğunda mutlaka beni davet ederlerdi. Çünkü o zamanlarda da hırslıydım, kaybetmekten hoşlanmazdım. Bir turnuvaya davet edildim. Amatör hocalardan birkaçı da turnuvayı izlemeye gelmişler. Tamer İlaçan beni beğendi, ‘Bizimle antremanlara çıkar mısın?’ dedi. ‘Tabii’ dedim. Ama antremana gittiğimde, eleme usulü bir çalışma yaptıklarını gördüm, devre arasında da ‘Ben bunlardan iyiyim’ diye düşünüp kaçtım. İyi olduğuma kendi kendime karar verdim yani. Sonra okulumu, adresimi bulmuşlar, eve gelip ailemden izin istediler, öyle başladım. 1-1,5 sene amatör olarak oynadım, sonra Sakaryaspor’a geçtim ama deprem oldu. Depremden sonra takım ligden çekildi. Biz süper gençler olarak deplasmanlı maçlar oynuyorduk. Bir yıl da genç takımda oynadım, sonra A takıma geçtim.
Bu yüzden hiç ‘fundemental’ eksikliği çekmediniz mi? Eksik kalan yönünüz olmadı mı?
Geriye dönüp baktığınızda, ‘keşke’ diyebilirsiniz ama bu bir şey değiştirmez. Olanı geriye çeviremezsiniz. Bir süreç yakalamışsınız, basamakları hızlı çıkmışsınız, tabii ki eksikleriniz oluyor ama bulunduğunuz ortamda iyi gözlemci olursanız eksiklerinizi kapatabilirsiniz, aşama kaydedersiniz, zaten herkesin eksikleri vardır. Altyapı görmedim ama bunun eksikliğini hırsımla, mücadelemle kapatmaya çalışıyorum.
İDÖLÜ TÜM SAKARYALILAR
Kimi gözlemliyorsunuz?
Sakarya’dan çıkan oyuncuların hepsi, Oğuz Hoca, Aykut Hoca, Hakan abi, çok isim sayabilirim böyle, hep örnek olmuş isimler, sadece futbollarıyla değil, kişilikleri ve aile yaşamlarıyla da Sakarya gençlerine idol olmuş kişiler. Bana da onlar örnek olmuşlardır, hâlâ da oluyorlar.
Peki, arada arıyorlar mı, ‘Tuncay şöyle böyle yap’ diye?
Aramalarına gerek yok, milli takımda zaten beraberiz! Onlar aramasalar bile biz onların yaptıklarını takip ettiğimiz için örnek alıyoruz. Kendimize bir şeyler katıyoruz.
Tekrar konuya dönelim, yani futbolcu olmaya bir halı saha turnuvasında karar verdim diyorsunuz...
Ben karar vermedim, başkaları karar verdi. Onların kararı ve emekleri beni bu noktaya getirdi. Ben onları hayal kırıklığına uğratmamaya çalıştım sadece.
Senin için kötü gün hangisidir?
Kaybettiğimiz her maç kötü gün. Kaybettiğiniz bir maçtan sonra birkaç gün o maçla gideriz biz; neden oldu, niye oldu, yaptığınız hatalar... Bir rüya gibi gözünüzde canlanır ve o ruh halinden çıkamazsınız…
Tekrar seyrediyor musunuz maçları?
Seyretmeseniz de 90 dakikanın tamamı zaten kafanızdadır. Dakika dakika yazabilirsiniz kâğıda, neler oldu, ne yaptınız... İşte böyle anlarda ailem hep yanımdadır. Ama beni aradıklarında hiçbir zaman maçı sormazlar; ne haber, nasılsın diye konuşuruz.
Kazandığınız maçlardan sonra da üç gün bulutların üzerinde dolaşıyor musunuz peki? Yoksa mutluluk, üzüntü kadar uzun sürmüyor mu?
Maç kazanmanın mutluluğu idmanda rahat olmak, bir hafta boyunca psikolojik baskı hissetmemek, bir sonraki maça bu ruh haliyle çıkmak... O kadar…
Daha önceki röportajlarınızdan anladığım kadarıyla seyirciden çok basından gelen baskıdan rahatsızsınız, siz ve belki bütün futbolcular... Ne yaptığınızdan çok, basının yaptıklarınızı nasıl yansıtacağı daha stres veriyor galiba...
Seyirciden de geliyor baskı. Kötü bir maçtan sonra sokağa çıktığınızda, seyirci sizle diyalog halinde oluyor, ‘Bu sene de mi böyle olacak?’, ‘Neden böyle?’ diye soruyorlar. Basının da tabii etkisi var. Zaten okuduklarını soruyorlar, anlıyorsunuz gelen sorulardan. Tabii ki eleştiri olacak, eleştiriye açığız. Yaptığımız hataları yazmaları da gayet doğal ama şahsımıza yönelik bizi rencide edecek şeyler yazmasınlar yeter. Gerekirse eleştiriden ders de alırız.
Eleştiriyi savunmada karşılayanlardan değilsiniz yani?
Ben hakkımda yazılan kötü şeyleri okumamaya çalışıyorum. Sırf yazan kişiye karşı bir tavır almayayım, yaklaşımım değişmesin, tatsızlık yaşanmasın diye... Bizim de bazı şeyleri aşmamız gerek, aşmaya da çalışıyoruz ama hemen olmuyor tabii.
Size gelen eleştirilere kulak verip, kendinizi geliştirdiğiniz bir şey oldu mu?
Bir aralar gol vuruşumun iyi olmadığı eleştiriliyordu. Bunu ciddiye aldım, düzeltmek için çalışmalar yaptım, yapmaya da devam ediyorum.
Bir başka eleştiri de nerede oynadığınız konusunda... Nerede oynasanız, asıl yerinizin orası olmadığı söyleniyor... Sahi siz nerede oynamak istiyorsunuz?
Doğru! Ben bir ara, “Beni serbest bırakın, ben bir yerlerde oynarım” diyordum... İlk geldiğim yıl sol tarafta başladım, 3-5-2’nin solunda oynadım, sağında oynadım. Daha sonra, Daum geldikten sonra sol tarafta oynadım. Milli takımda Konfederasyon Kupası’nda forvet oynadıktan sonra, ‘Forvet oynasın, kanatta oynadığında istediklerini yapamıyor’ polemikleri başladı. Şu anda milli takımda da sol tarafta oynuyorum. Bana sorarsanız bütün bunlar beni takım oyuncusu yaptı, fayda sağladı. Forvet oynadığınızda gole daha yakın oluyorsunuz. Türkiye’de de her şey gole, gol pasına endeksli. Benim için fark etmez. Ben takım oyuncusu olmak, nereye konursam konayım, mücadelemle hırsımla formamın hakkını vermek istiyorum.
Elimden gelenin en iyisini yapayım durumu mu?
Öyle deyince klasik oluyor. ‘Elimden geleni yaptım ama yetmedi’ derler ya hep… Ben amatör takımdayken Tamer hoca, ‘Kötü pas olur, kötü şut olur, gol kaçar ama koşmanın, mücadelenin kötüsü olmaz’ derdi, ben bunu hiç unutmadım. Belki bir maçta o günün şartları yüzünden iyi mücadele edemediğim oluyor ama en azından maça kafamda mücadele etme düşüncesiyle çıkıyorum. Hasta değilsem, fizik olarak çok yorgun değilsem, düşüncem hep bu.
Madem takım oyunu, o zaman asist golden daha zevkli bir şey olmalı… Mantıken yani…
Gol pası verince de çok mutlu oluyorsunuz; sonuç olarak o golün bir kısmı size ait gibi oluyor ama bence her futbolcunun içinde gol atma isteği mutlaka vardır. Farkındayım, ben gol attığımda bazen aşırıya kaçtığım da oluyor, çok farklı sevinçlerim de oluyor. Bazen televizyonda, ‘Bu ben miyim?’ dediğim anlar oluyor... Ama bana göre bu futbola olan arzunuzdan sevginizden doğan bir şey ve taraftarla aranızdaki bir paylaşım.
SUS İŞARETİ NEYİN NESİ?
Tam yeri gelmişken o zaman, gol sevinçlerinizi soralım. İlk Manchester United maçında yaptığınız ve normalde deplasmanda yapılınca anlamlı olan gol sevinçleri (sus işareti ve eli kulağa götürme) neden yapıyorsun?
Bu sanıldığı gibi bir şeyi ima etmek için yaptığım bir şey değil. Birisine giden bir mesaj... Belki bir gün açıklarım kime olduğunu ama yerine giden bir hareket olduğunu ve yaptığım kişinin mesajı aldığını söyleyebilirim. Kimseyi kırmak, üzmek amaçlı yapmıyorum; benimle özdeşleşen bir gol gösterisi gibi alınsın bu hareket…
Sizi tanıyan herkes sizin çok kibar, çok iyi bir insan olduğunuzu söylüyor ama sahada rakip taraftarlara agresif gelen bir tarafınız var. Bir zamanlar rakibini yerden kaldıran, centilmen bir futbolcuyken neden şimdi böyle algılanıyorsunuz? Üstelik centilmenliğiniz daha samimi görünüyor...
Aslında geçen seneki Galatasaray maçına kadar böyle bir durum yoktu, o maçta seyircimle aramdaki bir diyalog sonrası böyle oldu. O zaman da söylemiştim, şimdi de tekrar edebilirim, kimseyi kırmak, üzmek, karşı takımın taraftarını karşıma almak, onları kızdırmak gibi bir niyetim yoktu. Kızanlar üzülenler mutlaka olmuştur ama şu anda da bir Galatasaraylı ve Beşiktaşlıyla konuştuğumda, onlar da içimde kötülük olmadığını biliyorlar.
HİNDİ BABA MESELESİ
Ben o maça çıktığımda çok küfür yedim. Bütün futbol oynama zevkim, isteğim gitti; neredeyse o anda her şeyi bırakıp yürüyüp gitme noktasına geldim. Koro halinde küfür yemek, yaptığınız işi ne kadar sevseniz de, ne kadar mutlu olsanız da insanı üzüyor. Üstelik aynı kulak hareketini bizim sahada da Sabri yaptı, Ümit Karan yaptı ama kimse onları konuşmadı... Yanlış anlaşılmasın, ‘Beni konuştular, onları da konuşsunlar’ demiyorum, ‘Bu bir gol sevincidir, farklı yerlere çekilmesin’ diyorum. Saha içinde antipatik görünebilirim ama kötü niyetli değilim kimsenin ekmeğiyle oynamam, agresif olduğum zamanlar olabilir, onlar da bana yapılan eleştirilerin, küfürlerin karşısında dolmuş olmamdandır. Zaman içinde insanlar değişebilir ama ben değişmemeye, neysem o şekilde devam etmeye çalıştım. Kimseyi kırmak, üzmek istemem. Bir oyuncu düştüğünde yerden kaldırmak için yine elimden gelen çabayı gösteririm.
Futbolu bırakma noktasına geldim mi dediniz?
O an saha içinde aklımdan geçen bir düşünceydi. Yoksa tabii öyle kolay bırakamazsınız, bırakmayı kim ister? Ama bir an futboldan soğudum, o atmosferi hiçbir futbolcunun yaşamasını istemem. O an kendimi gerçekten çok kötü hissettim.
Futbol “iş” haline geldi mi, yoksa hala “Yaşasın, haftasonu maç var” ruh halinde misiniz?
Sabah antrenman varsa, “Yine mi antrenman?” diye düşündüğüm çok oluyor. Uykudan kalkmak çok zor geliyor. Ama yaptığım işi, “iş” olarak görmüyorum. Biz zaten duygusal insanlarız. Avrupa’daki topçu, bir maçta yenilince, “Top bizi sevmedi” deyip geçebiliyor. Biz öyle değiliz. Her şey para ya da kariyerim için diye düşünemiyoruz, bazen sahada taraftar gibi oluyoruz, o ruhla düşünüyoruz. İş olarak görsek belki daha iyi şeyler yapacağız.
Daum, Zico, Fatih Terim, daha önce çalıştığınız bütün antrenörler... Maçtan önce size bir taktik veriyorlar. Sonra siz sahada, ‘Aman baklavayı bozmayayım’ ruh halinde mi oynuyorsunuz, yoksa maç içinde kendi aranızda bazı değişiklikler yapıyor musunuz?
Milli maça çıkarken Fatih Hoca, ‘Taktikler maç kazandırmaz, bütün dünya 4-4-2 oynuyor, o zaman bütün maçların berabere bitmesi gerekirdi ama bitmiyor çünkü maçı sistem kazandırmaz, futbolcu kazandırır’ dedi. Futbolcu isterse sahada her şeyi yapabilir, istemek çok önemli. Yani bazen bozuyoruz baklavayı.
Tribündeki seyirciyi duyuyor musunuz maç içinde?
Seyirciyi duyuyoruz. Bazen ben onlara, “Kalkın” diye ellerimle kollarımla işaret ediyorum. Bizi hırslandırsınlar, gaza getirsinler diye... Aslında bu belki bir risk... Maç kötü bitse gelip, “Bizi kaldırdın ama sahada icraat yapmıyorsun” diyebilirler. Yine “iş” olarak görme meselesine geliyoruz. İş olarak gördüğünüzde, taraftar oturmuş kalkmış, hoca ne taktik vermiş fark etmez, çıkıp kendi işinizi yaparsınız.
Peki, kenarda yırtınan teknik direktörleri duyuyor musunuz?
Dönem dönem... Maç içinde oyun durduğunda ya da kanatta oynuyorsanız duyma ihtimaliniz daha fazla... Mesela ben çok duyuyorum... Sahada psikolojik yoğunluktan bazı şeyleri unutabiliyorsanız, bölgenizi, yapmanız gerekeni... O size bir uyarı, bir güç gibi oluyor...
DAUM MU ZİCO MU?
Daum ve Zico’yu kıyaslar mısın?
Geçen sezona başlamadan Santana idmanda inanılmaz tempolu bir koşu yaptırdı; 12 turdu, 6 tur, 5 tur, bitmiyor... Artık sıcaktan tansiyonumuz falan çıktı. Ben sonra gittim, ‘Siz hani Brezilya? Top pas, beşe iki maç... Biz öyle biliyorduk’ dedim. Bana, ‘Brezilya Dünya Kupası’ndan elendi. Kondisyon olmazsa, zor bu işler’ diye cevap verdi. Her hocanın anlayışı, sistemi, taktiği çok farklı... Ama en önemlisi futbolcuyla olan diyalogu… Ne kadar taktik verirseniz verin, futbolcu hocayı sevmezse, olmaz. Hocalar arasında kıyaslama yapıyor gibi olmak istemem. Christoph, daha farklı anlayıştaydı, herkesin bir bölgesi vardı, kuleler kurulurdu, hatta kendi aramızda, “Hoca yine havaalanını kuruyor” derdik. Zico daha farklı, önce bir kondisyon yüklemesi oluyor, sonra Edu bir takımı, Zico bir takımı çalıştırıyor. Hatta başlangıçta biz de şaşırdık. Hücuma dönük olanlar Edu’yla, defans oyuncuları Zico’yla çalışıyor. Biz takım olarak çalışmaya alışkın olduğumuz için, önce bir ‘Noluyor?’ dedik. Ama şunu söyleyebilirim ki çok iyi bir insan.
Düzenli olarak takip ettiğiniz bir yazar, izlediğiniz bir program var mı?
Siz izlemeseniz de birisi mutlaka seyrediyor ve konuşulanlar size geliyor. Bazı programlardaki konuşmaların rencide ettiğini, Türk futboluna zarar verdiğini düşünüyorum. Futbolu eleştirseler, ‘Bugün Tuncay iyi oynamadı’ deseler, ben de katılırım. Ama saçına, sakalına, yürüyüşüne takıp futbolcu eleştirilince, insan üzülüyor. Biz de kendi aramızda konuşuyoruz, biz de yorumcuları karşılaştırıyoruz. Bu iyi yorum yaptı, bunun dedikleri doğruydu gibisinden. Kızdığımız anlar da oluyor nasıl onlar bize kızıyorlarsa, biz de onlara kızıyoruz kendi aramızda...
Saç-sakal mevzusunda merak ettiğim bir şey var; bir ara menajerinizin sizi yönlendirdiği, eldiven, kazak renginizi onun belirlediği söyleniyordu...
O noktaya inecek bir menajer var mı? Ne yani, maçtan önce telefon edip şu renk eldiven tak mı diyor? Tabii kendi aramızda konuştuğumuz konular oluyor, mesela saç konusunu konuşmuştuk, fuleli bir oyuncu olduğunuzda uzun saç koşarken daha dikkat çekici olur diye ama bunu da imaj olsun diye yapmadık. Sadece ayrı bir hava kazandırması açısından yaptık. E ben de saç uzatmayı seviyorum. Futbolunuzda bir sorun yoksa, bu noktalar kimseyi ilgilendirmemeli.
Ortega’yı çok sevdiğiniz biliniyor... Yabancı futbolculardan öğrendiğiniz, örnek aldığınız noktalar ne?
Onların hepsinin ortak özelliği iyi birer profesyonel olmaları... Bir maçta yenilince biz kafalar önde, moraller bozuk; onlar, ‘Noluyor? Neyiniz var?’ havasında... Ortega da aslında çok sıcakkanlı biriydi ama yanında kendi ülkesinden, aynı dili konuştuğu birisini bulamadığı için zorlandı. Biz, ‘Futbolun dili bir’ diyerek anlaşıyorduk, o da diyalog kurmaya çalışıyordu. Ama istediği ortamı ve şartları bulamadı, ayrılmak zorunda kaldı.
Chat yapmaya başladınız mı tekrar?
Çok fazla yapma imkânımız zaten yok ama arkadaşlarımla messenger’da sohbet ediyoruz. Ancak sizi tanıyanlarla sohbet edebiliyorsunuz, tanımayanlar kim olduğunuzu söyleyince zaten inanmıyor. Bir şekilde vakit geçiyor yani. Sıkılırsak dışarı çıkıyor, yemek yiyoruz sonra tesise dönüyoruz.
Dünya Kupası’nda kimi tuttunuz? Ya da takım tuttunuz mu?
Arjantin’i destekledim. İyi futbol oynuyorlardı. İtalya kupaya pek iyi başlamadı ama sonradan iyi mücadele ettiler...
Sosyal sorulara geçiyorum, ne dinler, ne okur, ne yer, ne içersiniz?
Her türlü müzik dinleriz, ama şahsen tanıdığımız sanatçıları daha çok dinleriz. Mesela bir Hakan Altun...
Evet, nedir bu Hakan Altun muamması? Bütün futbolcular dinliyor galiba onu?
Çok iyi bir insan... Ama sadece onu değil, bir Sezen Aksu’yu, Tarkan’ı da dinliyoruz. Nereye gitsek Tarkan’ı tanıyorlar zaten. Ama biz duygusal insanlarız, daha çok slow şarkıları seviyoruz.
-
1
-
2aşkım bitanem tuncayım sana karşı öyle güzel duygular besliyorum ki anlatamam ya çok tatlısın çok şekersin senin çok başaka bir çekiciliğin var aşığım sana bilyorum bu klişe lafları çok duyuyorsun ama kimse seni benim kadar sevemez bunu bil.umarım ingilterede çok mutlu olursun sana "nolur geri dön" diyemiycem çnk bu senin seçimin ama şunu bilki hep kalbimdesin.işallah hep mutlu olursun seni mutlu görünce ben daha fazla mutlu oluyorum.ve seninle tanışmayı çok istiyorum bikaç sene sonra bunu gerçekleştircem işallah seni seviyorum...
-
3hepiniz fenerli ama beşiktaşlıyım noluyor yav öyle bir futbolcu bir daha gelirmi dünyaya ben de sana hayranım tuncay abi hayatta başarılar dilerim konya dan mehmet ali
-
4
-
5
-
6
-
7tuncay ne olursun fenere geri gel seni ço özlüyoruz seni çok seviyoruz gollerini çok özledik
-
8
-
9
-
10sevgili tuncay abi senin fb den ayrılışına o kadar çok üzüldüm ki sana anlatamam. 13 haziran 2007 de öğrenmiştim gittiğini çok üzülmüştüm ama sen nerde olursan ol mutlu ol o zaman ben de mutlu olurum. 16 ocak 2008 günü doğumgünündü doğumgünün kutlu olsun nice mutlu yıllara (seni çok seviyorum)
-
11seni çok seviyorum doğumgünün kutlu olsun.
-
12
-
13
-
14
-
15
-
16sen kalbimizdesin cesur yürek
-
17senin ne kadar iyi bir insan olduğunu herkes biliyor ben senin futboluna ve hırsına hayranım koyu bir fenerbahçeli ve tuncay fanatiği bir insanım senin maçlarını hep izliyorum
-
18adamim sen hirsindan vazgecme hele bu sene sana ihtiyacimiz var bu sene avrupa sampiyonasinda sen nihat emre helede sen takimi fisekleme adina seninleyit sonuna kadar nihat ispanyada sen ingilterede bizlerin futbol elcilerimizsiniz
-
19tuncayın hiçbir röportajını ve maçlarını kaçırmıyorum,özel yaşamıyla olsun futboluyla olsun çok düzgün bir insan.dileğim fenerbahçeye tekrar dönmesi.
-
20başka bir yazı olsaydı hepsini kesinlikle okumazdım....... tuncay fanatik fenerbahçeli olmam yanında seninde fanatik hayranınım... nolur bizi daha fazla üzme.... sana takım olarak ((((daha çok taraftar olarak))) ihtiyacımız var.... cesur yürekkk bekletme bizi :((














emre middleeast