
Hırvatlar dalga geçmiş!
Rıdvan Dilmen’in geçtiğimiz pazar günü başlayan ve Milli Takım ile dört büyükleri değerlendirdiği yazı dizisi gözden kaçırdığımız bir noktaya parmak basmış.
Nilay Yılmaz-Milliyet
Hırvatlar dalga geçmiş!
Rıdvan Dilmen’in geçtiğimiz pazar günü başlayan ve Milli Takım ile dört büyükleri değerlendirdiği yazı dizisi gözden kaçırdığımız bir noktaya parmak basmış. Biz hep Yıldırım Demirören döneminde futbolcu öğütme merkezine dönen Beşiktaş’tan ne kadar çok topçu ve antrenör gittiğine ve geldiğine rastlardık gazetelerde. Oysa Rıdvan Dilmen sadece Beşiktaş’ın değil, Beşiktaş kadar olmasa da Fenerbahçe ve Galatasaray’ın da bir topçu öğütme merkezi olduğunu bize gösterdi.
Son üç sezonda Christoph Daum, Arthur Zico, Rüştü Reçber, Serdar Kulbilge, Recep Biler, Fabio Luciano, Servet Çetin, Mahmut Hanefi Erdoğdu, Kerim Zengin, Ümit Özat, Serkan Balcı, Kemal Aslan, Mehmet Yozgatlı, Marco Aurelio, Stephen Appiah, Olcan Adın, Tuncay Şanlı, Marcio Nobre, Zafer Biryol, Murat Hacıoğlu, Nicolas Anelka ayrılmış Fenerbahçe’den.
Üç sezonda 19 futbolcu ve 2 teknik direktörle yollarını ayıran Fenerbahçe’de en çok vurgulanan kelime ise “istikrar”...
Nerede istikrar?
Aziz Yıldırım’ı ve icraatlarını alkışlamakla yükümlü haberlerin ve köşelerin bu kelimenin altına gizledikleri başka bir şey var. İstikrar yanlısı Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe yönetimi (malum ikisi aynı şey değil) şampiyon oldukça istikrara önem veren bir karakter sergiliyor. Daum ve Zico’nun takımın şampiyon olamaması üzerine gitmesi/gönderilmesi de bunun bariz göstergesi...
Bunun yanı sıra, basının “Fenerbahçe istediği futbolcuyu alır” diye klişeleştirdiği cümle, madalyonun bir yüzüyse, öteki yüzünde takımda tutmayı başaramadığı isimler vardır: Tuncay, Aurelio, Anelka...
Bu isimler Fenerbahçe yönetiminin kal ısrarlarına rağmen, gitmek için her yolu denemişse orda bir köy vardır uzakta ve o köy artık bu oyuncuların değildir.
Her takımda ayrılmak isteyen oyuncular olur. Bundan doğal bir şey olamaz. Fakat bu oyuncular kulübün kalmasını canı gönülden istediği oyuncularsa orada bir sorun vardır. O sorunları da görmezden gelmek için yüz binlerce gazete sayfası yeterli gelmeyebilir.
Bombalar neye yarar!
Güzel transfer haberleri iyi hoş da bu gidenlere ne demeli?
Türkiye’nin medar-ı iftiharı, istikrar abidesi Fenerbahçe’nin futbol takımından üç yılda teknik direktörler dahil 21 kişi gitmişse gözümüzü ülkenin uzak diyarlarına dikmekten korkmayalım da ne yapalım? Merkezde işler böyle yürüyorsa Anadolu’da neler oluyordur kim bilir?
Bazen rotatifler böyle döner işte. Güllük gülistanlık havası yaymaya çalışır. Fakat rotatiflere, italik mürekkeplere ve şaşaalı sarı-lacivert transfer manşetlerine rağmen boğazın öte yanında da işler alttan alta kaynıyor olabilir. Yoksa bir menajerle bir kulüp başkanı neden bu kadar göze göz dişe diş olabilir ki? Kaçarcasına İspanya’nın yolunu tutan oyuncunun arkasında ne kavgalar vardır? Eldekinin tutamadıkça yeni bombalar göz boyamaktan başka ne işe yarar ki?
Transfer dediğin
Ersin Düzen Türkiye-Hrıvatistan maçı öncesi Hırvat kampında geçirdiği sürede Hırvat gazetecilerle sohbet etme imkanı bulmuş. Konu Beşiktaş’ın transfer beceriksizliği Dino Drpic ve Gordon Schildenfeld’e de gelmiş elbet.
Bizim de bildiğimiz üzere Beşiktaş yönetimi, Drpic’in internette dolaşan “uygunsuz” görüntüleri üzerine Dinoma Zagreb Başkanı’na da durumu anlatıp, “Biz transferden vazgeçtik” deyip, bonservis ücretini geri istemiş. Zagrep Başkanı da “Kusura bakmayın, biz parayı kullandık. Size para yerine başka oyuncu verelim. Gordon da, Drpic kadar iyi oyuncudur” ve benzeri şeyler söylemiş.
Çok gülmüşler
Beşiktaş yöneticileri de parayı kurtaramayacaklarını anlayınca ve stopere ihtiyaçları olduğu için “Tamam” demişler ve böylece Gordon transferi gerçekleşmiş.
Hırvat gazeteciler Ersin’e “Biz bu transferi duyduğumuzda çok güldük, dalga geçtik” demiş Ersin’e. O da nedenini sormuş.
Çünkü uzun zamandır Gordon’un gözlerinde problem olduğunu Zagrep Başkanı da, futbolcular da, Hırvat basını da biliyormuş.
Hırvat gazeteciler “Beşiktaş nasıl bir kulüp ki, araştırmadan, sağlık kontrolünden geçirmeden oyuncu alıyor” diye gülmeye devam etmişler Ersin’le konuşurken...
Bizim buralarda yapılan transfer beceriksizliğine en güzel örnek bu halde... Ve bu örneğin transferler konusunda kendisine çok güvenen ve sürekli bu işten ne kadar çok anladığını söyleyen Sinan Engin zamanında gerçekleşmesi de başka bir ironi.
Başarı hayal
Diğer yazıda da yazdım, son 3 sezonda Fenerbahçe’den giden futbolcu ve teknik direktörlerin toplam sayısı 21. Beşiktaş’tan gidenler 46, Galatasaray’dan gidenler 31.
3 büyüklerden 3 yılda giden sayısı toplam 98. Bunlar bulabildiklerim. Sayı muhtemel 100’ü geçiyor.
3 yılda bu kadar sirkülasyonun olduğu yerde başarı beklemek ne kadar da hayal...
Bu kadar topçu ve antrenör gittiyse aşağı yukarı bir o kadar da gelmiştir.
Del Bosque’ye, Beşiktaş’ın ödediği tazminat bir yıllık TV gelirine eşit ve Beşiktaş’ın en büyük geliri TV’den... Düşünün durumun vehametini...
Yönetimler duruyor
Hadi ödenen yüksek tazminatları ve bonservisleri geçelim. Kişi başı 1 milyon dolar desek ki, çoğu bu paranın çok üstünde ücretlere transfer oldu, oynadı. 3 yılda en az 100 milyon dolar sokağa atılmış... Ama yönetimler yerli yerinde duruyor.
İbrahim Altınsay’ın dünkü yazısında dediği gibi “Çünkü transfer bizde hâlâ yöneticilerin para saçıp kendilerini kurtardıkları bir tükürük yarışı”.
-
1














gişe rekorları kırmaya devam ediyor..
aleme rezil ettiniz..
çekin gidin artık..
EBB komedi